Türk Avukatlar İçin Doğru Yapay Zekâ Aracı Seçme Rehberi - Kural #2
Geçtiğimiz haftalarda, hukuk teknolojileri ekosisteminde geçirdiğim yediden fazla yıl içerisinde elde ettiğim deneyimlerden damıtılmış bir serinin ilk yazısını kaleme almıştım. İlk yazımı ve dolayısıyla da, Türk Avukatlar İçin Doğru Yapay Zekâ Aracı Seçme Rehberi’nin ilk kuralını henüz okumadıysan, öncelikle burada yer alan bağlantıdan bu açığı kapatmanı tavsiye ederim.
Eğer hâlihazırda ilk yazımı okumuş ve artık ikinci kural için sabırsızlanıyorsan, çok bekletmeden seni bu yazının devamına alalım.
Kural #2
“Henüz birkaç aylık bir şirketten yıllık abonelik bedeliyle hizmet alıyorsanız, bir hizmet almıyor, bir saadet zincirinin parçası oluyorsunuz.”
Startupların sınırlı kaynaklarla çok büyük işleri yapmaya çalışması yeni bir şey değil. Ancak yapay zekâ, bir önceki gönderimdekine paralel bir şekilde, burada da majör bir paradigma değişimine sebebiyet verdi. Klasik deterministik sistemde bir platform kurmak ve bu platformu ayakta tutmak, çoğu zaman çok sınırlı maliyetlerle mümkündü. Asıl maliyet kalemleri olan, alan adı ve kullanıma bağlı olarak artan sunucu maliyetleriyle ilgili en önemli husus, bu maliyet kalemlerinin birim maliyetlerinin, ölçeklenmeyle düşüyor olması. Örneklemek gerekirse, yalnızca bir kullanıcının olduğu bir sistemin maliyeti toplamda 1 TL ise, 100 kullanıcının kullandığı bir sistemin toplam maliyeti 100 TL değil de belki 10 TL tutmakta.
Bu sebeple, kullanıcı sayısının artması, gelir modelinde yanlış bir şey kurgulanmadığı müddetçe, kâr marjının artmasını sağlamakta. Ancak kişi sayısı öngörülen şekilde artmasa bile, belirli oranda bir maliyet etkinliği yaratılacağı için, sistemi sürdürür kılmak finansal açıdan çok da zorlayıcı olmaz. Sade bir dille, içerideki müşteriye zarar vermemek adına şirket yüzdürülebilir.
Ancak yapay zekâ bazlı sistemlerde bu böyle değildir. Yapay zekâ ürünlerinin hemen hepsinde, altta ücretli dil modelleri yatar ve bu dil modellerinin bir token maliyeti vardır. Yukarıda saydığım maliyet kalemlerinden farklı olarak, bu maliyet kalemleri, kullanım miktarı ile pür bir korelasyon içerisinde artar. Dahası, sunucu maliyetlerinde genel olarak artık oturmuş bir pazar yapısı olduğu için, bu maliyetlerde gelecek vadede büyük bir artış da öngörülmemektedir. Öte taraftan, token maliyetlerinin, malum şirketlerin aldığı milyarlarca dolarlık yatırımlarla sübvanse edildiği, artan pazar penetrasyonuyla maliyetlerin arttığı ve artacağı da bir gerçek.
Gelelim saadet zinciri konusuna. Bir yıldan kısa bir süre önce kurulmuş bir şirket, eğer yatırım almadıysa, doğal olarak bu token maliyetlerini yaptığı satışlarla fonlamak zorunda. Ancak rekabet, bu şirketler üzerinde ciddi bir fiyat baskısı da yaratmakta. Pazarda, 5.000 TL’den başlayıp 40.000 TL’ye kadar giden ve token maliyetleri karşısında absürt derecede düşük sayılabilecek yıllık abonelik fiyatları bulunmakta. İlk müşteriden gelen gelirle ikinci müşteri, ikinci müşteriden gelen gelirle üçüncü müşteri finanse edilmekte. Eğer dördüncü müşteri bu zincire katılmazsa, ne yazık ki ilk üç müşterinin ödediği ücretler, sayılan çeşitli maliyetleri bir yıl boyunca karşılamaya bile yetmiyor.
Velhasıl kelam, bir ürüne karar verirken, o ürünün arkasında, finansal gücü olan birkaç yıllık bir şirket ya da en azından kayda değer bir yatırım yoksa, hizmet değil risk alıyorsunuz. Basit bir ticaret sicili veya web araştırması yaparak, bu kuralı çok kolay bir şekilde uygulayabilirsiniz.
Bir sonraki yazım için ise beklemede kalın!
Yayınlandı Topluluk