Topluluk

Yapmamayı Tercih Etmek

Sıla Öztürk 23.07.2026
Herkesin bildiği üzere Katip Bartleby, Herman Melville’nin aynı isimdeki uzun öykü şeklindeki eserinin ana karakteridir. Bartleby’nin, yanında çalıştığı avukatın gözünden nasıl bir birey olduğunu anlamak oldukça mümkündür. Avukat, Bartleby’i tek kelimeyle zararsız olarak betimliyor. Yalnızca Bartleby’i değil yanında çalıştırdığı diğer memurları da tek kelimeyle tanımlıyor ve en işlevli oldukları saatleri de oldukça iyi biliyor. Bartleby, başlarda zararsız olarak tanımlanan ve sessiz bir şekilde görevini yerine getiren bir memurdan zaman içerisinde sorunlu bir insana dönüşüyor. Bu kırılma ise Bartleby’nin “yapmamayı tercih etmesiyle” başlıyor. Bu noktada Bartleby, artık sistemsel bir arızaya dönüşmüştür; düzeltilmesi veya gitmesi gerekmektedir.

Oysaki özde insanlar hukuki bakış açısıyla yaklaşıldığında nesne değillerdir. Hukuken nesne; maddi değer biçilebilen, alınıp satılabilen, ticarete konu edilebilen ‘şey’dir. Hukuk bu noktada insanların nesne olarak nitelendirilemeyeceğini ifade eder nitekim insanlar öznedir. Nesneleşme teoride reddedilse dahi uygulamada yüzyıllardır durum çok daha farklıdır.

Geleneksel bakış açısıyla yaklaştığımızda itaat eden kişinin hukuken nasıl nesneleştiğini gözlemlemek mümkündür. Kişi, birey olmanın getirdiği iradesinden ve özne olmanın getirdiği niteliklerinden arınarak sistem içerisinde bir çarka dönüşür ve bu çarkın dönmek dışında bir görevi yoktur. Bunun yanında dönebilme özelliği haricinde pek önemi de yoktur. Bu durum hukuk sosyolojisinde aslında rasyonelleşme olarak ifade edilir ancak rasyonelleşme genel bir kavramdır ve fikrimce insanın bir özneden nesneye indirgenmesi durumunu tam olarak karşılamamaktadır. Bu noktada kavramın kendisini değil, yarattığı işlevsel nesneleşmeyi konuşmak gerekir.

Geleneksel bakış açısından sıyrılarak madalyonun diğer yüzüne bakarsak yalnızca itaat edenin değil, emri veren kişinin de hukuken nesneleştirildiğini gözlemleyebiliriz. Max Weber’in rasyonel otorite/bürokrasi görüşüne göre emir verme yetkisini elinde bulunduranlar hukuk kurallarına uygun davrandıkları sürece meşrulardır. Bu bakış açısıyla yaklaşıldığında emir verme yetkisini elinde bulunduran kişi de hukuken nesneleştirilmektedir.

Bartleby, kırılmaya sebep veren “yapmamayı tercih etmesiyle” rasyonel bürokrasinin kabul etmediği şekilde bir özne gibi davrandığında bir arızaya dönüşmüştür. Halbuki Bartleby aktif bir karşı çıkma eylemi göstermemiş yalnızca eylemsiz kalmıştır. Rasyonel otorite de aslında burada afallamıştır çünkü aktif eylemler bastırılabilir ancak pasif eylemleri konumlandırmak zordur. Sistem, yalnızca işlevi üzerinden anlamlandırdığı kişinin bu işlevi reddetmesiyle karşı karşıya kaldığında ne yapacağını bilemez.

Öykünün ilerleyen kısımlarında avukat kah Bartleby’e acımış kah sinirlenmiştir; ancak Bartleby’e karşı hissettikleri ne olursa olsun nesneleşmenin ona atadığı görevin önüne geçememiş ve bir çark olarak görevini yerine getirmiştir ve sistemin düzgün işlemesi için Bartleby’nin özne oluşunu defalarca kez göz ardı ederek yapılması gerekeni yerine getirmiştir.

Kısaca, ilk bakışta öyküde anlatılan trajedi Bartleby’nin başından geçenlermiş gibi dursa da gerçek trajedi avukatın, Bartleby’nin aksine sistemin getirdiği nesneleştirmeye karşı çıkamayıp bireyselliğini sistemin gereklerinin önüne koyamamasıdır. Peki ya bizler; birer özne miyiz yoksa nesne miyiz?

Yayınlandı Topluluk

İlgili Yazılar