Topluluk

Vibecoding ve Hukuk

Ceren İnce 13.10.2026 36 görüntülenme
Vibecoding ve Hukuk
30 saat, 25 yatırımcı
San Francisco'daki ilk haftamda bana verilen ilk iş kulağa çok basit geliyordu: 25 yatırımcıyı takip et. Kim imzaladı, hangi şartlarla sözleşmeyi ilettik, kim parayı gönderdi, kim hala bekliyor, hangi ülke yetkili mahkeme... Ben bir avukatım, bu benim işim, dedim.
Carta'yı açtım. Sonra Law Insider'i. Sonra Airtable'ı, maili, DocuSign'ı, bankayı ve tekrar maili. 30 saat geçirdim. Otuz saatin neredeyse hiçbiri hukuki iş değildi. Altı farklı araç arasında veri taşıyan bir insan router olmuştum.
O hafta kendime şu soruyu sordum: ben bu işi ne zamana kadar elle yapacağım? Bu yazı, o sorunun cevabını ararken öğrendiklerim üzerine. Ve cevabın adı VIBECODING.
Vibecoding ne demek?
En sade haliyle, ne istediğini kendi dilinde anlatıyorsun, kodu yapay zeka yazıyor. Sen sonucu deniyorsun, beğenmediğin yeri yine kendi cümlelerinle düzelttiriyorsun. Terimi 2025'in başında Andrej Karpathy ortaya attı, ama işin özü çok daha eski bir şey: fikri olanın, onu gerçeğe dönüştürmek için başkasını beklemek zorunda kalmaması.
Bunu anlamak için biraz geri gitmek lazım. Vibecoding'in arkasında ChatGPT, Claude, Gemini gibi büyük dil modelleri var. Bu modeller devasa miktarda metinle eğitildi ve bir cümlenin devamında ne gelmesi gerektiğini tahmin ederek çalışıyorlar. Kulağa basit geliyor, ama aynı model bir dilekçeyi, bir maili ve bir web sitesinin kodunu aynı rahatlıkla yazabiliyor. Çünkü kod da sonuçta bir dil.
İlk zamanlarda bu modellerle sadece sohbet ediyorduk. Soru soruyor, cevap alıyor, kopyalayıp başka bir yere yapıştırıyorduk. Asıl kırılma ajanlarla geldi. Ajan, sana sadece cevap veren değil, senin yerine iş yapan bir yapay zeka. Dosyayı açıyor, internette araştırıyor, kodu yazıyor, çalıştırıyor, hata verirse kendi düzeltiyor.
Ben bunu hukukçu arkadaşlarıma şöyle anlatıyorum: sohbet botu, sorduğun soruya cevap veren bilgili bir stajyer gibiydi. Ajan ise dosyayı eline alıp "bitince haber veririm" diyen bir ekip arkadaşı. Ama her stajyerde olduğu gibi, yaptığı işi kontrol etmek hala senin sorumluluğun.
Bugün vibecoding artık mühendislerin kendi arasında konuştuğu bir trend değil. Bir fikri olan herkes, bir hafta sonunda çalışan bir prototiple ortaya çıkabiliyor. Atölyelerimizde bunu her seferinde görüyorum: kimi parfüm seçmek için kendine bir araç kuruyor, kimi İstanbul'da koştuğu yolları bir oyuna çeviriyor. İki saat önce kod bilmediğini söyleyen biri, akşamın sonunda ilk ürününü ekranda gösteriyor.
Ben hayatımda tek satır kod yazmadım. Bilgi'de dirsek çürütüğüm sıralarda öğrendiğim şey sözleşme yazmaktı, fonksiyon değil. Ama şunu fark ettim: iyi bir avukatın yaptığı iş zaten bir tür spec yazmak. Tarafları tanımlıyorsun, koşulları yazıyorsun, "şu olursa ne olur" diye tüm istisnaları düşünüyorsun. Vibecoding'de yapay zekaya verdiğin şey de tam olarak bu.
O yüzden bence hukukçular bu oyuna sanıldığından çok daha hazır geliyor.
Çantamdaki araçlar
Her gün kullandığım araçları işe göre ayırıyorum. Hepsini bilmek gerekmiyor, bir tanesiyle başlamak yetiyor.
Manus: Bir işi baştan sona kendi başına yapan bir ajan. Araştırma yap, tabloya dök, siteyi kur dediğinde gerçekten yapıyor. Manus Fellow olarak atölyelerimizin çoğunu bununla yapıyoruz, çünkü kod hiç görmemiş biri için en kolay giriş kapısı.
Claude: Benim düşünme ortağım. Sözleşme okumak, mail yazmak, bir yatırımcı toplantısına hazırlanmak. Bu yazıyı bile onunla tartışarak yazıyorum.
Claude Code, Cursor: Ürünün kendisini geliştirmek için. Ben spec'i yazıyorum, kod tarafı buradan akıyor.
Lovable, Replit: Bir fikri bir öğleden sonra çalışan bir prototipe çevirmek için.
MCP: Arkadaki en önemli parça. Yapay zekayı mailine, takvimine, belgelerine bağlayan köprü. Bir dashboard'a girip tıklamak yerine "tarafların hepsine ilgili sözleşmenin güncellenmiş halini ilet" demeni sağlıyor.
Bu listede en çok önemsediğim son madde. Çünkü asıl değişim yeni bir ekran değil, ekranların ortadan kalkması. O maddeyi ilk bana öğretmeye çalıştıklarında, günlerce ne olduğunu anlayamamıştım ve bunların hiçbiri fakülte sıralarında öğrendiğimiz şeyler değiller, inanın mühendislikte bile kaçını öğreniyorlar bilmiyorum o yüzden gözünüz korkmasın.
Spec'i avukat yazdı
Lovie'de her gün erken aşama startup'larla çalışıyoruz ve legal ops tarafında ihtiyaçları hep aynı: şirketi kurmak, SAFE'leri imzalatmak, kimin ne kadar yatırım yaptığını cap table'a işlemek, due diligence için belgeleri derli toplu tutmak. Bu işlerin her biri ya pahalı bir hukuk bürosuna ya da birbirinden kopuk beş farklı araca gidiyor. O otuz saatin sonunda kendimize şu soruyu sorduk: bu işleri bir yapay zeka ajanı yapabiliyorsa, neden hala elle yapıyoruz?
Bugün Lovie'de Head of Product olarak yönettiğim Lovie CapTable böyle doğdu. Ben developer değilim. Ama iş akışlarını, edge case'leri, sadece bir avukatın yakalayacağı detayları ben yazdım. Ürünü ekibimizin mühendisleri doğru ve hazır hale getirdiler.
Vibecoding'in hukuka asıl etkisi bence burada. Hukukçu artık sadece "ihtiyacımız şu" diyen müşteri değil, ürünü tasarlayan taraf.
Bir hukukçunun sıradan salı günü
Ürün geliştirmek herkesin işi olmak zorunda değil. Ama vibecoding'in en güzel tarafı, bir hukukçunun sıradan gününde de yer bulması. Benim ve atölyelerimize gelen avukatların en çok kullandığı alanlar şunlar:
Sözleşme incelemesi: Gelen bir sözleşmeyi kendi checklist'ine göre tarayıp riskli maddeleri işaretleyen küçük bir araç. Karar yine senin, ama ilk okuma artık bir saat sürmüyor.
Due diligence: Bir veri odasındaki yüzlerce belgeyi sınıflandırıp eksikleri tabloya döken bir akış. Yeşil, sarı, kırmızı.
Mail ve takip: Kim imzaladı, kim cevap vermedi, hangi süre ne zaman doluyor. Otuz saatimi yiyen işin ta kendisi.
Tekrar eden işler: Her ay aynı biçimde hazırlanan raporlar, aynı şablonla doldurulan belgeler.
Atölyelerimizden sonra birçok avukat arkadaştan, kurduğumuz otomasyonları çoktan günlük işlerine kattıklarını anlatan mesajlar aldım. Birinin "artık şu işi elle yapmıyorum" demesi, bütün emeğe değdi.
Şurada işe yarar, şurada henüz güvenme
Bir yılı aşkın süre EU AI Act ve GDPR yükümlülüklerini yapay zeka modelleri için 1.400'den fazla prompt setine çevirdim. O süreçte bana en çok şu kaldı: model çok ikna edici bir şekilde yanılabiliyor. Bir hukukçu için bunun anlamı net.
Gizlilik: Müvekkil bilgisini nereye yüklediğini bil. KVKK ve sır saklama yükümlülüğü, aracın ne kadar havalı olduğuna bakmaz.
Kaynak kontrolü: Yapay zekanın verdiği her içtihatı, her madde numarasını kendin açıp oku.
Karar sende: Araç ilk okumayı yapar, hukuki değerlendirmeyi yapan yine sensin.
Hukukçular yapay zekaya ASLA mesafeli değil. Sadece meslekteş gibi konuşan, "şurada işe yarar, şurada henüz güvenme" diyebilen birini bekliyorlar.
Odaya bir sandalye daha
2016'da YES değişim programıyla Amerika'ya gittiğimde ilk öğrendiğim şey, bir kapının açılması için bazen sadece birinin "gel, sen de otur" demesinin yettiğiydi. Sonra International Bar Association'da staj yapan ilk Türk oldum. O kapıdan ilk geçen olmak güzeldi, ama asıl keyfi şimdi alıyorum: başkalarının bir şeyleri erken keşfettiği o anı izlemekten. Lehigh Universitesi'ne eğitmen olup anlatan taraf olarak döndüğümde de, bir atölyede birinin ilk prototipini çalıştırdığını gördüğümde de hissettiğim şey aynı.
Meslektaşlarıma tek bir önerim var: bu hafta seni en çok sıkan, her seferinde elle yaptığın tek bir işi seç. Onu bir yapay zeka aracına kendi cümlelerinle anlat. Kod bilmene gerek yok, ne istediğini bilmen yeterli. Bunu zaten her gün yapıyorsun.
Ve takılırsan, atölyelerimizin kapısı açık. Odaya bir sandalye daha her zaman sığar.

Yayınlandı Topluluk

İlgili Yazılar