Topluluk
Uluslararası Hukuk Bir Ütopya Mı?
Modern dünyanın arka bahçesinde sessizce çalışan çoğu kimsenin haberdar bile olmadığı uluslararası hukuk daha doğru bir ifadeyle uluslararası kamu hukuku diye ayrım yapma gereğinde bulunuyorum çünkü 5718 Sayılı kanunla yazılı sınırları çizilmiş ve kodifike işlemleri tamamlanmış uluslararası usul hukukunu bu konunun dışında tutulmasını daha yerinde buluyorum.
Fakültelerin çoğunlukla ikinci sınıfında verilen ve optimist şekilde anlatılan uluslararası hukuk hem kodifiye edilmemiş olması hem dualist yaklaşımlarla kimi zaman iç hukuk tarafından ket vurulmuş kimi zaman önemli hususlarda kritik noktalarda çekince konulmuş ,yaptırımların tam anlamıyla belli olmaması,uygulanamaması ve sınırlarının çizilememesi ve belli devletlerin manipülasyonlarına açık olması hasebiyle uluslararası hukuku daha belirsiz ve karmaşık hale gelmiş ve gerçekten adalet sağlanıp sağlanmadığı bir soru işaretidir.
Uluslararası hukuk sadece bir düzen aracı olarak görmekten ziyade aynı zamanda küresel güvenlik tehditlerine karşı bir önleme aracı ve eşit şekilde kürsel olarak koruma sağlaması gerekmektedir.Günümüzde nükleer silahlar üzerinden verilen gözdağları, soykırıma varan kuvvet kullanımı söz konusu olmakta belli etnik gruplara karşı göçe zorlama ve sistematik olarak kutsal topraklar olarak bilinen yerlerde işgal ve savaş suçu işlenmeye devam etmektedir.
Toplumun özellikle ülkemizin yarısından çoğunu etkileyen İstanbul Sözleşmesinden 20 Mart 2021 tarihinde bir cumhurbaşkanı kararı ile usulsüz çekilmemiz söz konusu olmuş ve İstanbul Sözleşmesi 1982 Anayasının 90.maddesinin beşinci fıkrası uyarınca yürülüğe girmesiyle kanun hükmünde niteliğini kazanacaktı özellikle kadınlarımız için önemli korumlar sağlaması söz konusu olacaktı.
Günümüzde bu yaşananlar uluslararası hukukun birinci örnekte küresel ikinci örneğimizde de ulusal bir korumaya karşılık gelmesine rağmen uluslararası hukukun amacına aykırıdır uluslararsı hukuk başlı başına bir düzen aracı değildir aynı zamanda önleme ve koruma vasıflarına da haizdir.Tabiki ülkemşzde 6284 Sayılı Kanun ulusal nitelikte koruma sağlaması biz Türk kadınları için sevindirici bir durumdur ama hazırlanmasnda etkin bir rol aldığımız ve Türkiyenin imza şehirlerinden birinin ismi verilen sözleşmeden mesnetsiz nedenlerle çekilmemiz dış siyasete kötü bir intiba bırakmasına neden olmuştur.
Uluslararası hukuk sözleşmelerle sınırları çizilmesine rağmen kritik anlarda yapılan çekincelerle,usulsüz çekilmelerle bir muğlak alan halinde devam etmektedir.Buna bir belirgin örnek taraf olmamıza rağmen teamül olması nedeniyle 23 Mayıs 1969 imza tarihli Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Türkiye Cumhuriyetini devletini de bağlamaktadır bu sözleşme anlaşmalar hukukuna sınırlar getirmesi ve çok da menfaat ihlali doğurmaması sebebiyle diğer devletleri de teamül olarak bağlar hale gelmiştir bu kısma kadar pek bir sorun yok ama uluslararası hukukta özellikle de genel kural hatta bir jus cogens yani Türkçe bir ifadeyle emredici kural olan kuvvet kullanma yasağı teamül olmaktan ileri bir emredici kural olmasına rağmen ve Birleşmiş Milletler Anlaşması madde 51de sınırları çizilen kuvvet kullanma yasağı günümüzde hangi anlaşma maddesine hangi durumlara veya hangi güvenlik konsey kararıyla uygulanıyor şartlarda belirtilen zorunluluk ,orantılılık gözetiliyor mu öğretilen korunan en üst menfaat insan onurudur sözüne dayanarak insan onurunun esamesi okunuyor mu kaosun durmadığı Orta Doğuda tam olarak hangi hukuki gerekçelerle gene bir başka jus cogens olan soykırım yasağı deliniyor sistematik her sene binlerce insan göçe zorlanıyor ve gittikleri ülkede sağlık kontrol veya tedavi adı altında kısırlaştırma yapılıyor ve bunu yapan devletlere hangi yaptırımlar uygulanıyor.Sahi uluslararası hukuk gerçekten uygulanıyor mu bu yaşananlara nasıl sessiz kalınıyor ya da uluslararası hukuk çifte standart gözetilerek mi uygulanıyor bunları denetleyen şeffaf yargı organları var mı veriler gerçeği yansıtıyor mu ya da nispeten daha zayıf devletler dünya devlerine yaptırım uygulatacak kadar adil mi sistem...
İlkeler adı altında üniversitenin ilk günlerinden anlatılan mülkilik,şahsilik ve benzeri ilkeler uygulama aşamasında is sınırları muğlak bir alanda yapılan ve daha güncel bir sorun olarak açıklamak gerekirse siber şekilde yapılan saldırılarda eylemin gerçekleştiği yerin tespitinin zor olduğu anlarda sunucu ve failin farklı yerlerde paravan veya gizli şekile yapıldığı durumlarda saldırı kime atfedilecek veya bir vatandaşın yaptığı siber saldırıdan devlete kusur atfedilecek mi vatandaş iade edilmez hususu nasıl işletilecek bu durumda Türk Ceza Kanunun sekizinci maddesinde düzenlenen mülkilik sistemi uygulama alanı nasıl bulacak hangi yeri esas alınacak ve İkinci Dünya Savaşı sonrası 20.yüzyılda nispeten sözleşmelerle düzenlenen ve uygulama alanı bulan bu kurallar yeni dünya düzeninde,siber saldırılarda veya uzayda uygulama alanı bulmak için yeterli olacak mı ek protokoller yerine köklü bir değişiklik mi gerekecek 1945 yılında o zamanın şartları baz alınarak yapılan düzenlemeler kıyas yoluyla günümüzde yapılan büyük siber saldırılara uygulanabilmesi mümkün mü adaleti sağlama konusunda sadece düzenlemeler yapma yeterli olacak mı dah etkin yaptırım mekanizmaları mı geliştirilmeli veya küresel bağlayıcı bir kodifikasyon gerçekleşip bu belirsizlik ortadan kaldırılırsa uluslararası hukuk daha etkin bir koruma mekanizması sağlar mı hepsi bir soru tabiki benim nezdimde bu soruların cevabı gelecek dünya düzenini şekillendirecek elbette hukuk toplumla beraber gelişen ve değişen bir düzen ama tek su götürmez gerçek şu büyük devletlerin ağa takılmadan delip geçmesi uluslararası hukuku tam anlamıyla uygulanmasına imkan vermeyip bir ütopya bir hayal haline getirmekte ve tam anlamıyla uygulanıp uygulanmadığı
konusunda bir soru işareti bırakmaktadır.Peki sizce uluslararası hukuk bir ütopya mıdır gerçekten?
Fakültelerin çoğunlukla ikinci sınıfında verilen ve optimist şekilde anlatılan uluslararası hukuk hem kodifiye edilmemiş olması hem dualist yaklaşımlarla kimi zaman iç hukuk tarafından ket vurulmuş kimi zaman önemli hususlarda kritik noktalarda çekince konulmuş ,yaptırımların tam anlamıyla belli olmaması,uygulanamaması ve sınırlarının çizilememesi ve belli devletlerin manipülasyonlarına açık olması hasebiyle uluslararası hukuku daha belirsiz ve karmaşık hale gelmiş ve gerçekten adalet sağlanıp sağlanmadığı bir soru işaretidir.
Uluslararası hukuk sadece bir düzen aracı olarak görmekten ziyade aynı zamanda küresel güvenlik tehditlerine karşı bir önleme aracı ve eşit şekilde kürsel olarak koruma sağlaması gerekmektedir.Günümüzde nükleer silahlar üzerinden verilen gözdağları, soykırıma varan kuvvet kullanımı söz konusu olmakta belli etnik gruplara karşı göçe zorlama ve sistematik olarak kutsal topraklar olarak bilinen yerlerde işgal ve savaş suçu işlenmeye devam etmektedir.
Toplumun özellikle ülkemizin yarısından çoğunu etkileyen İstanbul Sözleşmesinden 20 Mart 2021 tarihinde bir cumhurbaşkanı kararı ile usulsüz çekilmemiz söz konusu olmuş ve İstanbul Sözleşmesi 1982 Anayasının 90.maddesinin beşinci fıkrası uyarınca yürülüğe girmesiyle kanun hükmünde niteliğini kazanacaktı özellikle kadınlarımız için önemli korumlar sağlaması söz konusu olacaktı.
Günümüzde bu yaşananlar uluslararası hukukun birinci örnekte küresel ikinci örneğimizde de ulusal bir korumaya karşılık gelmesine rağmen uluslararası hukukun amacına aykırıdır uluslararsı hukuk başlı başına bir düzen aracı değildir aynı zamanda önleme ve koruma vasıflarına da haizdir.Tabiki ülkemşzde 6284 Sayılı Kanun ulusal nitelikte koruma sağlaması biz Türk kadınları için sevindirici bir durumdur ama hazırlanmasnda etkin bir rol aldığımız ve Türkiyenin imza şehirlerinden birinin ismi verilen sözleşmeden mesnetsiz nedenlerle çekilmemiz dış siyasete kötü bir intiba bırakmasına neden olmuştur.
Uluslararası hukuk sözleşmelerle sınırları çizilmesine rağmen kritik anlarda yapılan çekincelerle,usulsüz çekilmelerle bir muğlak alan halinde devam etmektedir.Buna bir belirgin örnek taraf olmamıza rağmen teamül olması nedeniyle 23 Mayıs 1969 imza tarihli Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Türkiye Cumhuriyetini devletini de bağlamaktadır bu sözleşme anlaşmalar hukukuna sınırlar getirmesi ve çok da menfaat ihlali doğurmaması sebebiyle diğer devletleri de teamül olarak bağlar hale gelmiştir bu kısma kadar pek bir sorun yok ama uluslararası hukukta özellikle de genel kural hatta bir jus cogens yani Türkçe bir ifadeyle emredici kural olan kuvvet kullanma yasağı teamül olmaktan ileri bir emredici kural olmasına rağmen ve Birleşmiş Milletler Anlaşması madde 51de sınırları çizilen kuvvet kullanma yasağı günümüzde hangi anlaşma maddesine hangi durumlara veya hangi güvenlik konsey kararıyla uygulanıyor şartlarda belirtilen zorunluluk ,orantılılık gözetiliyor mu öğretilen korunan en üst menfaat insan onurudur sözüne dayanarak insan onurunun esamesi okunuyor mu kaosun durmadığı Orta Doğuda tam olarak hangi hukuki gerekçelerle gene bir başka jus cogens olan soykırım yasağı deliniyor sistematik her sene binlerce insan göçe zorlanıyor ve gittikleri ülkede sağlık kontrol veya tedavi adı altında kısırlaştırma yapılıyor ve bunu yapan devletlere hangi yaptırımlar uygulanıyor.Sahi uluslararası hukuk gerçekten uygulanıyor mu bu yaşananlara nasıl sessiz kalınıyor ya da uluslararası hukuk çifte standart gözetilerek mi uygulanıyor bunları denetleyen şeffaf yargı organları var mı veriler gerçeği yansıtıyor mu ya da nispeten daha zayıf devletler dünya devlerine yaptırım uygulatacak kadar adil mi sistem...
İlkeler adı altında üniversitenin ilk günlerinden anlatılan mülkilik,şahsilik ve benzeri ilkeler uygulama aşamasında is sınırları muğlak bir alanda yapılan ve daha güncel bir sorun olarak açıklamak gerekirse siber şekilde yapılan saldırılarda eylemin gerçekleştiği yerin tespitinin zor olduğu anlarda sunucu ve failin farklı yerlerde paravan veya gizli şekile yapıldığı durumlarda saldırı kime atfedilecek veya bir vatandaşın yaptığı siber saldırıdan devlete kusur atfedilecek mi vatandaş iade edilmez hususu nasıl işletilecek bu durumda Türk Ceza Kanunun sekizinci maddesinde düzenlenen mülkilik sistemi uygulama alanı nasıl bulacak hangi yeri esas alınacak ve İkinci Dünya Savaşı sonrası 20.yüzyılda nispeten sözleşmelerle düzenlenen ve uygulama alanı bulan bu kurallar yeni dünya düzeninde,siber saldırılarda veya uzayda uygulama alanı bulmak için yeterli olacak mı ek protokoller yerine köklü bir değişiklik mi gerekecek 1945 yılında o zamanın şartları baz alınarak yapılan düzenlemeler kıyas yoluyla günümüzde yapılan büyük siber saldırılara uygulanabilmesi mümkün mü adaleti sağlama konusunda sadece düzenlemeler yapma yeterli olacak mı dah etkin yaptırım mekanizmaları mı geliştirilmeli veya küresel bağlayıcı bir kodifikasyon gerçekleşip bu belirsizlik ortadan kaldırılırsa uluslararası hukuk daha etkin bir koruma mekanizması sağlar mı hepsi bir soru tabiki benim nezdimde bu soruların cevabı gelecek dünya düzenini şekillendirecek elbette hukuk toplumla beraber gelişen ve değişen bir düzen ama tek su götürmez gerçek şu büyük devletlerin ağa takılmadan delip geçmesi uluslararası hukuku tam anlamıyla uygulanmasına imkan vermeyip bir ütopya bir hayal haline getirmekte ve tam anlamıyla uygulanıp uygulanmadığı
konusunda bir soru işareti bırakmaktadır.Peki sizce uluslararası hukuk bir ütopya mıdır gerçekten?
Yayınlandı Topluluk